Matilda

“Bay ve Bayan Wormwood, Matilda’yı bir kabuk gibi görüyorlardı. Kabuk bir süre tutmanız gereken ve günü gelince koparıp attığınız bir şeydir. Matilda duyarlı ve zeki bir çocuktu. Ancak annesi ve babası bunu anlayamayacak kadar anlayışsızdılar. “ Roald Dahl, Matilda için anne babasının ona “gürültücü geveze” dediklerini söylüyor. Matilda elbette olağanüstü bir çocuk, Dahl biraz bu olağanüstülüğü doğaüstülüğe doğru evirmiş gibi görünüyor. Haksız diyebilir miyiz Dahl’a, çocuklarımıza cevabını bilmediğimiz sorular sorduklarında ya da bizce “çok” olduğuna kanaat getirdiğimiz sorular sorduklarında “gürültücü geveze” nin sempatik kalacağı sözler söylemiyor muyuz? Bir de Dahl, beni etkileyen bir ifadeden daha bahsediyor. Matilda’nın anne ve babasının Matilda’ya söylediği bir şey bu ifade; “ Küçük bir kız görülebilir, ama sesinin duyulmaması gerekir” Bu ifadenin altında çocuklarımızı bir özne değil de şefkatimizin bir nesnesi olarak mı görme eğilimimiz mi var? Acaba çocuk sahibi olmayı istemenin sebebi, dünyaya bir birey getirmek mi yoksa bir arzu nesnesine sahip olmak mı ?
Dahl, Matilda’nın anne-babası üzerinden şehirli insanların içi boşalmış yaşantılarını nasıl doldurduklarını gözler önüne seriyor, babanın şu sözleriyle “ Tanrı aşkına söyler misin, TV ‘nin ne eksiği var? Altmışiki ekranlı Tv‘miz var ve sen gelip benden kitap istiyorsun! Kızım, iyice şımarıyorsun artık sen!” ve annenin her gün kızını evde yalnız bırakıp “Bingo “  oynamaya gitmesiyle.
Dahl Matilda’nın ailesinde çocuklarına duyarsız bir aile hikayesi anlatıyor. Ama ondan önce kitabın başında şöyle söylüyor “ Anne ve babalar ilginçtir. Kendi çocukları akla gelebilecek en berbat bir kişi bile olsa, onun harika biri olduğuna inanırlar. Bazı anne-babalar daha da ileri gider. Hayranlık gözlerini o kadar köreltir ki, çocuklarının bir dâhinin özelliklerine sahip oldukları konusunda kendilerini ikna etmeyi başarırlar”
Anne-babalar kendi yaşamlarında yapamadıkları ne varsa çocuklarının yaşamına mı boca etmeye çalışırlar? Yoksa böbürlenmenin nesnesi olarak mı kullanırlar çocuklarını? İyi anne-baba kisvesi altında kendi tramvalarını mı sağaltmaya çalışırlar farkında ve hiç de kötü niyetli olmadan.
Dahl Charles Dickens’ın “Büyük Umutlar” kitabını okutur kitabın bir yerinde; bu da bana “Çocuk için ayrı bir edebiyattan bahsedebilir miyiz ?” sorusunu hatırlattı ve ardından da Cemal Süreya’nın “Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi “ kitabı geldi aklıma. Şöyle söylüyor Cemal Süreya Çocuk Edebiyatı meselesi ile ilgili; “Edebiyat vardır. Çocuklar da ondan kendilerine göre koparabildiklerini alırlar. Çocuğu küçümseme yatıyor “çocuk edebiyatı” sözünde. Bırakalım, çocuk da yüzmeyi (okuma-yazma) öğrendikten sonra bizim girdiğimiz denize girsin. Dahl, bir de Dickens’ın ardından Matilda’nın okuduğu kitapların listesini veriyor, hemen not alıyorum tabi okumadıklarımı, Faulkner’den Hemingway’e, Kipling’den Jane Austen’e bir sürü isim var listede, bir çocuğa göre mi bu isimler? Bilmem bırakalım da çocuklar karar versin buna. Kitabın ortalarında tekrar değiniyor çocuk kitapları konusuna ve Bayan Honey ve Matilda arasında geçen bir dialogla bize şöyle diyor “Bütün çocuk kitaplarında eğlenceli bölümler olması gerektiğine inanıyor musun?” diye sordu Bayan Honey . “Evet” dedi Matilda , “ Çocuklar, yetişkinler kadar ciddi değillerdir ve gülmeye bayılırlar.”
Dahl’ kitapları sevmenin nedenini şu tatlı sözlerle ifade ediyor. “Kitap okurken yanına sıcak içecek bir şey alması hoş oluyordu. Kitaplar onu yeni dünyalara götürüyor ve heyecan dolu hayatlar yaşamış şaşırtıcı insanlarla tanıştırıyordu. Bir İngiliz köyünün küçük odasında otururken, dünyanın dört bir yanında yolculuğa çıktı.“ Bu sıcak şey Matilda için sıcak kakao, oralet ya da ıhlamur iken biz yetişkinler için sıcak bir çay ya da kahve değil midir?
Dahl, böbürlenmeyi seven insanların nasıl kışkırtılabileceğini, cahilliğin dünyasında duyarlı ve zeki insanların nasıl zorbalığa uğradığını bir çocuk kitabında bir çocuk üzerinden öyle sade bir dille incelikli anlatıyor ki. Bir yetişkin okuması için de değerli hale getiriyor “Matilda” yı.
Matilda’nın tüm kuralları yıkarak dolandırıcı bir baba ile nasıl başettiğini, çocukça bir kurnazlıkla ve biraz da yaramazca intikam alışlarını okuyarak eğleniyoruz kimi bölümlerde ama yine aynı bölümlerde dürüstlük nedir? Neden dürüst olmalıyız? Bazı insanların hangi gerekçelerle dürüst davranmadığını ve bu gerekçelerin geçerli olup olmadığını da sorguluyoruz.
Kitabın bence bir diğer eşsiz ve hassas noktası da Matilda’nın babasına karşı olan duygularıyla yüzleştiği kısım “…. İçinde öfkenin kabardığını hissedebiliyordu. Ana-babasından bu şekilde nefret etmesinin yanlış olduğunu biliyordu, ancak buna direnmenin çok zor olduğunu da hissediyordu. “ diyor Dahl. Zaman zaman bu duyguları hisseden çocukların yalnız olmadıklarını, böyle hissetmenin o kadar da anormal olmadığını göstermesi açısından da değerli Matilda. Çünkü bu duygular kolayca çocuklarda suçluluk duygusunun pekişmesine sebep olabilir.
Kitap bize bir çıkış da sunuyor. Başka bir hayat görüşü kazanmanın ve o içi boşaltılmış, mutsuz ve mutsuz olduğunun bile farkında olamayacak kadar uyuşmuş yaşamdan çıkış için bir yol sunuyor ve diyor ki; “ Okuduğu bütün o kitaplar, ona ana-babasının hiçbir zaman sahip olamadıkları bir hayat görüşü kazandırmıştı. Biraz Dickens ya da Kipling okumuş olsalar, hayatta insanları aldatmaktan ve televizyon seyretmekten başka şeyler olduğunu kısa sürede keşfedebilirlerdi. “

Matilda ,evde gördüğü zorbalıkla küçük intikam oyunlarıyla baş etmeyi öğreniyor ve evdeki maceralar okula başlamasıyla şekil değiştiriyor ancak zorbalık okulda da kendini gösteriyor. Dahl, kitapta verdiği küçük detaylarda yaşamın kendisini gözlerimizin önüne seriyor ve inandırıcılığını da pekiştiriyor böylece. Korkunç gibi görünen bir yaşamda bile tatlı bir hayat seriyor önümüze, bu sayede umutlu bir kitap Matilda. Sonra aynı tatlılığı “Bayan Honey” de görüyoruz. Korkunç kötü “Bayan Trunchbull “ a karşı.
Cinsiyet ayrımını da es geçmemiş Dahl, kız çocuklarının değersiz görülmesi, eğitimine önem verilmemesi bizim olduğu kadar İngiltere’nin de gerçeğiymiş gibi görünüyor.
Matilda’nın anne-babasının duyarsızlığı nedeniyle okula geç başlıyor, okula başladıktan sonra ise okulda ki maceralarını ve Başöğretmen Korkunç Kötü Bayan Trunchbull’ın zorbalıklarıyla nasıl başettiğini istemsiz tarafgirlikle okuyoruz. “Oh olsun” diyoruz dayanamayıp ara sıra.
Tüm bu zorbalıklar, haksızlıklar ve karşılığında yapılan masum ve eğlenceli diyebileceğim intikam oyunları nihayetinde mutlu sonla bitiyor ve bu son bize gösteriyor ki , içine doğduğumuz aile, mahalle, şehir, ülke, o kapana kısıldığımızı hissettiğimiz yer her neresi ise bizim kaderimiz değil ve her zaman seçme şansımız var. Matilda’nın aile olarak kendisine “Bayan Honey” i seçmesi gibi.